Prematür over yetmezliği (POF- prematür ovarian failure) 40 yaşından önce adetlerin kesilmesi olarak tanımlanır. Ancak gerçek anlamda prematür over yetmezliği bir toplumdaki ortalama menopoz yaşından 2 standart sapma daha genç bir yaşta adet görmeme, seks hormonlarında azalma ve hipofizdeki gonadotropin adı verilen hormonlarda artma olarak tanımlanır. POF hiç adet görmeme şeklinde görülebileceği gibi, belirli bir süre adet gördükten daha sonraki bir dönemde de ortaya çıkabilir ve 40 yaşın altındaki kadınların %1’inde görülür.
Kısırlık genel olarak çiftlerin %15’inde görülmekte ve birçok psikososyal etkiye yol açmaktadır. Günümüzde evlilik yaşı ve dolayısı ile çocuk doğurma yaşındaki gecikme ve cinsel geçişli hastalıklardaki artışın doğurganlık üzerindeki olumsuz etkilerine karşın kısırlık oranında önemli bir artış gözlenememiştir. Kısırlığın kişide yarattığı psikolojik etkiler sosyokültürel özelliklere bağlı olarak değişiklik göstermektedir. Bazı toplumlarda kadının aile içerisindeki konumunu değiştirmesinin tek yolu çocuk doğurmasıdır. Gelişmekte ve gelişmiş ülkelerde bu kadar katı bir durum söz konusu olmamakla birlikte, kısırlık sorunu olan çiftlerde psikolojik sorunlara oldukça sık rastlanabilmektedir.
Gebelik diabeti tanısı ilk defa gebelik sırasında konulan diabet olarak adlandırılmaktadır. Gebelik diabeti veya gestasyonel diabeti taraması konusunda genel anlamda bir görüş birliği bulunmakta ve gebeliğin 24-28 haftaları arasında 50-gram glukoz yüklemesi ile tarama yapılmaktadır. Eğer diabet açısından bir risk faktörü varsa bu tarama daha erken haftalarda da yapılabilmektedir. İlk tarama testinde glukoz değeri yüksek olan gebelere daha sonra 75-gram veya 100-gram glukoz yüklemesi testi yapılarak diabet olup olmadığı araştırılmaktadır.
Çiftlerin %10 ile %15’inde infertilite, yani kısırlık sorunu görülür. Gebe kalınamayan sürenin uzaması ile birlikte çiftlerde doğurganlığı artırıcı doğal etkenler konusunda bir arayış başlar. Gebelik oluşmaması çiftlerde öfke ile birlikte doğal yollarla gebelik konusunda gerçekdışı birçok doğal tedavi yöntemine başvurmasına neden olur. Tedavi ile çocuk sahibi olma düşüncesi kolay kabul edilemez ve kendine güvende bir sarsılmaya neden olur. Ayrıca çocuk sahibi olamama süresi uzadıkça cinsel ilişki sadece gebelik elde etmeye endekslenir ve sonuç olarak cinselliğin sadece çocuk sahibi olmaya yönelik bir aktivite olarak algılanmasına neden olur. Bir süre sonra erkek ve kadında cinsel fonksiyon bozuklukları ortaya çıkabilir. Bu yazıda doğurganlığı artırıcı önlemler konusunda sıklıkla başvurulan yöntemlere değineceğiz.
Gebelik döneminde hekimlere gelen en sık sorulardan biriside radyasyona maruz kalma veya radyolojik tetkiklerin bebek üzerindeki etkileri ile ilgilidir. Genellikle gebelik testi yapılmadan radyolojik film çekimleri ile ilgili sorularla daha çok karşılaşmakla birlikte, gebelik sırasında bazen radyolojik tetkiklere başvurma zorunlu hale geldiği için yine benzer sorularla karşılaşabiliyoruz. Gebelerde radyolojik tetkikler giderek daha sık kullanılmaktadır ve son zamanlarda yapılan bir çalışmada son 10 yıl içerisinde gebelerde radyolojik tetkiklere başvurma oranının %121 arttığı görülmüştür. Hekimler arasında da gebelikte radyasyona maruz kalmanın olumsuz etkileri konusunda değişik görüşlere rastlanabilmektedir.
HPV virüslerinin rahim ağzı kanserleri ve genital siğillerle ile ilişkisi çok iyi bilinmektedir. Smear testinin düzenli olarak yapılması ile rahim ağzı kanserinde %75-90 oranında bir azalma görülmüştür. Ancak yine de smear testi anomalilerinin hastada yarattığı psikolojik sorunlar, sık izlem gerekliliği, tedavi maliyeti ve önemli ölçüde azalmasına karşın kanserin tam olarak önlenememesi gibi konular aşıya olan gereksinimi ortaya koymaktadır. Aşıya ilgi zaman zaman artmakla birlikte nadiren de olsa rastlanan yan etkiler kuşkuya neden olmaktadır.
Gebe kadınların merak ettiği en önemli konulardan bir tanesi de gebelikte tarama testlerinin ne zaman yapılacağıdır. Bazı hastalar bu testleri direk olarak bebeğin bir zeka testi gibi kabul etmekte ve anormal bir sonuç durumunda da ciddi bir yıkıma uğramaktadır. Bu testlerle ilgili ayrıntılara girmeden önce bu testlerin sadece bir tarama testi olduklarını, bize sadece bebeğin durumu konusunda bir fikir verdiklerini ve normal-anormal sonuçların mutlak bir sonuç olmadığını söylemek istiyorum. Hastaya test yapılmadan önce bu durumun detaylı olarak anlatılması, anormal sonuç durumunda hastaların gereksiz stres ve panik durumunu önleyecektir.
Daha önceki yazılarımızda endometriozisle ilgili yazımızda hastalığa detaylı olarak değinmiştim. Endometriozis alt grubu içerisinde endometrioma veya çukulata kistine ayrıca ele almak istiyorum.
Çukulata kistinin oluşum nedenleri kesin olarak bilinememektedir. Öne sürülen faktörlerden en önemlisi adet sırasında tüplerden karın içerisine akan kandaki hücrelerin yumurtalığa yerleşmesi ve daha sonra yumurtalık iç kısmına geçmesi ve bu hücrelerin oluşturduğu kanın birikmesi sonucunda kistik bir kitlenin oluşmasıdır. Bilindiği gibi bütün kadınlarda dışarıya doğru adet kanaması olurken bir miktar kanda tüplerden karın içerisine dökülür. Bu kanın içerisinde rahim iç tabakasını döşeyen ve her ay adet kanamasına neden olan hücreler de yer almaktadır. İşte bu hücreler yerleştikleri bölgelerde her ay kanamaya neden olarak bu şekilde yumurtalık kistlerine veya diğer bölgelerde küçük kitlelere ve ağrıya neden olabilirler.
Azospermi meni örneğinde hiç sperm olmaması olarak tanımlanmaktadır. Genel populasyonun %1nde ve çocuğu olmayan (infertil) erkeklerin %10-15inde azospermiye rastlanmaktadır.
Azospermi genel olarak tıkanıklığa bağlı olan ve olmayan olmak üzere iki grupta incelenmektedir. Tıkanıklığa bağlı azospermi doğuştan sperm kanalarının bir bölümünün eksikliği, genital enfeksiyonlar ve cerrahi girişimler sonrası gerçekleşebilir. Tıkanıklığa bağlı olmayan azospemiler ise genetik bozukluklar, testislerin doğuştan yukarıda kanallarda kalması, testis torsiyonu, bazı enfeksiyonlar ve radyasyon gibi nedenlere bağlı olarak gelişebilir.
Tıkanıklığa bağlı azospermilerde kanalların açılması için bazı cerrahi girişimler denenebilir. Cerrahi girişim ile başarı elde edilmeyen hastalarda ve tıkanıklığa bağlı olmayan azospermilerde tek tedavi yöntemi cerrahi yolla sperm elde edilmesi ve mikroenjeksiyon uygulanmasıdır. Tıkanıklığa bağlı olan hastalarda cerrahi yolla elde edilen spermlerle aşılama veya normal tüp bebek uygulaması yapılabilir, ancak başarı şansı düşüktür.
Ertesi gün hapı kullanımı giderek yaygınlaşmakta ve bu konuda bize gelen sorular da giderek artmaktadır. Bu konuda elimizde kesin veriler olmamakla birlikte ertesi gün haplarının yaygın kullanımı ile istenmeyen gebelik nedeniyle yapılan kürtajların sayısının %50 oranında azalacağı düşünülmektedir.